Kuruntu Vesvese midir?
Bazen sabah işe giderken metroda camdan dışarı bakıyorum ve aklımdan garip düşünceler geçiyor. “Ya önemli bir maili kaçırdıysam?”, “Ya yanlış bir şey söylediysem?” ya da daha basiti “Telefonu evde unuttum mu?”
İstanbul’da yaşamak zaten başlı başına zihni sürekli tetikte tutan bir şey gibi. Kalabalık, gürültü, hız… Ama bazı düşünceler var ki, dış dünyadan değil, içerden geliyor ve sanki hiç susmuyor. İşte o noktada kendi kendime şu soruyu soruyorum: Kuruntu vesvese midir?
Bu sorunun net bir cevabı yok gibi ama insanın içinde büyüdükçe büyüyen bir meseleye dönüşüyor. Çünkü kuruntu dediğimiz şeyle vesvese dediğimiz şey bazen birbirine o kadar karışıyor ki, hangisi nerede başlıyor, nerede bitiyor anlamak zorlaşıyor.
Kuruntu dediğimiz şey neye benziyor?
Zihnin küçük senaryolar üretmesi
Kuruntu benim için en basit haliyle, olmayan şeyleri olmuş gibi düşünmek değil; olabilecek en kötü ihtimalleri sürekli zihinde döndürmek gibi bir şey. Mesela iş yerinde patronun yüz ifadesini biraz ciddi gördüğümde hemen içimden şu geçiyor: “Kesin bir hata yaptım.”
O an elimde hiçbir kanıt yok ama zihnim boş durmuyor. Senaryolar yazıyor, alternatif sonlar üretiyor. Hatta bazen Hollywood filmi gibi dramatik hale getiriyor olayı.
Sonra gün içinde fark ediyorum ki aslında hiçbir şey olmamış. Ama o kısa süreli gerilim bile insanı yoran bir şey.
Günlük hayatta kuruntu örnekleri
İstanbul’da yaşayan biri olarak bu kuruntular daha da sık geliyor. Mesela:
— “Otobüste birini yanlışlıkla rahatsız ettim mi?”
— “Sunumda söylediğim cümle saçma mıydı?”
— “Mesajı geç gördüm, acaba karşı taraf kırıldı mı?”
Bunların çoğu dışarıdan bakınca küçük şeyler. Ama içeride büyüyünce koca bir iç gürültüye dönüşüyor.
Vesvese nedir, kuruntudan farkı var mı?
Vesvese daha ısrarcı bir iç ses gibi
Vesvese denildiğinde çoğu insanın aklına daha dini ya da manevi bir kavram geliyor ama günlük hayatta bu kelimeyi ben daha çok “ısrarcı düşünce döngüsü” gibi yaşıyorum.
Kuruntu daha çok bir anlık kaygı gibi başlıyor, vesvese ise sanki o kaygının yerleşip tekrar tekrar geri dönmesi gibi. Aynı düşünce, defalarca geri geliyor. Sanki zihnin bir köşesine takılmış bir plak gibi.
Mesela evden çıkarken kapıyı kilitlediğimi biliyorum ama yine de merdivenlerden inerken geri dönüp kontrol ediyorum. Bir kere, iki kere değil bazen üç kere. İşte o tekrar eden kontrol hissi vesveseye daha yakın geliyor bana.
Kuruntu ve vesvese arasındaki ince çizgi
Bazen düşünüyorum da, aslında ikisini ayırmak çok da kolay değil. Kuruntu başlangıç olabilir, vesvese onun kalıcı hale gelmiş versiyonu gibi. Ama bu sadece benim gözlemim.
Şunu fark ettim: Kuruntu gelip geçici olduğunda insan çok yıpranmıyor. Ama vesvese haline geldiğinde, günlük hayatın içine sızıyor. Kahve içerken bile zihnin bir köşesinde o aynı düşünce dönüp duruyor.
İstanbul hayatı ve zihnin hiç susmaması
Kalabalık şehir, kalabalık zihin
İstanbul’da yaşamak bazen zihinsel bir maraton gibi. Sabah işe giderken metrobüste ayakta kalma mücadelesi, işte sürekli yetişmesi gereken işler, akşam eve dönüş…
Böyle bir tempoda insanın zihni zaten dolu oluyor. Ama garip olan şu: En çok düşünce boş kaldığım anlarda geliyor. Yatağa uzandığımda mesela… Telefonu bırakınca birden kuruntular başlıyor.
“Bugün söylediğim şey yanlış anlaşıldı mı?”
“Yarın toplantıda ne olacak?”
“Ya işler kötü giderse?”
Ve ben bazen kendi kendime şunu söylüyorum: “Şu an hiçbir şey yokken neden bu kadar çok şey düşünüyorum?”
Gece düşünceleri neden daha ağır?
Geceleri her şey büyüyor gibi. Gün içinde önemsemediğim şeyler gece sanki dev bir probleme dönüşüyor. Belki de sessizlik yüzünden. Günün gürültüsü çekilince zihin daha çok konuşuyor.
Kuruntu ve vesvese bu saatlerde daha net hissediliyor. Çünkü dışarıdan dikkat dağıtan hiçbir şey kalmıyor.
Kuruntu vesvese midir sorusunu neden bu kadar soruyoruz?
Çünkü ikisi de kontrol hissini zorluyor
İnsan aslında en çok kontrolü kaybetmekten korkuyor. Kuruntu da vesvese de bu kontrol hissini sürekli test ediyor. “Ya böyle olursa?” sorusu hiç bitmiyor.
Bazen düşünüyorum, belki de mesele düşüncenin kendisi değil, o düşünceye verdiğimiz anlam. Aynı düşünceyi bir gün önemsemiyorum, başka bir gün saatlerce kafama takıyorum.
Kendi içimde küçük bir farkındalık anı
Geçen gün işten dönerken vapurda oturuyordum. Hava hafif serindi, Boğaz biraz dalgalıydı. O sırada yine bir kuruntu geldi: “Bugünkü maili yanlış yazmış olabilirim.”
Normalde böyle düşünceler beni hızlıca içine çekerdi. Ama o an fark ettim ki, düşünce geldi ve sadece… durdu. Üzerine gitmedim. Sadece geçtiğini izledim.
İlk defa kuruntu ile ben arasına küçük bir mesafe koyabildiğimi hissettim.
Kuruntu ve vesvese ile yaşamak mümkün mü?
Onları tamamen yok etmek değil, yönetmek
Şunu fark ettim: Bu düşünceleri tamamen yok etmek mümkün değil. En azından benim hayatımda öyle. Ama onlarla nasıl ilişki kurduğun önemli.
Kuruntu geldiğinde “bu gerçek mi, yoksa zihnimin senaryosu mu?” diye sormak bile bazen işe yarıyor. Vesvese geldiğinde ise aynı sorunun defalarca döndüğünü fark etmek…
Günlük hayatta küçük stratejiler
Bende işe yarayan birkaç şey var:
— Düşünceyi bastırmak yerine fark etmek
— Sürekli kontrol etme isteğini ertelemek
— Meşguliyet yaratmak (özellikle fiziksel işler)
— Bazen sadece yürüyüş yapmak
Basit geliyor ama bazen en basit şeyler en çok işe yarayanlar oluyor.
Kuruntu vesvese midir? sorusuna kişisel bakış
Benim için cevap net değil ama hissi var
Eğer bana net bir cevap vermem gerekseydi, “aynı şeyler değiller ama aynı yerden besleniyorlar” derdim. Kuruntu daha yüzeyde, vesvese daha derinde gibi.
Ama günün sonunda ikisi de zihnin kendi kendine konuşma biçimi. Bazen yardımcı oluyor, bazen yoruyor.
İç sesle yaşamayı öğrenmek
En zor kısım belki de bu iç sesi tamamen susturmak değil, onunla yaşamayı öğrenmek. Çünkü İstanbul gibi bir şehirde, iş hayatının içinde, insanın zihni zaten hiç boş kalmıyor.
Bazen düşünüyorum, belki de sorun düşünmek değil. Fazla anlam yüklemek.
Kuruntu geliyor, vesvese geliyor… Ama ben artık her düşüncenin bir gerçek olmadığını biraz daha iyi ayırt etmeye çalışıyorum.
Günlük hayatın içinde zihni gözlemlemek
Küçük anlarda fark etmek
En çok da şunu öğreniyorum: Zihin her zaman konuşacak. Önemli olan onu ne kadar ciddiye aldığın.
Sabah kahvemi içerken de konuşuyor, işte mail yazarken de… Ama bazen sadece dinliyorum, bazen de arka plana alıyorum.
Ve belki de en önemli farkındalık şu: Kuruntu ve vesvese tamamen kaybolmasa bile, hayatın tamamını ele geçirmek zorunda değiller.